GüNDEM Haber Girişi : 15 Aralık 2022 18:51

Psikolojik Danışman ARZU KALAY

Sosyal Fobi ve Anksiyete Bozukluğu

  Aynı zamanda sosyal fobi olarak da adlandırılan sosyal anksiyete bozukluğu bireyin günlük normal etkileşimler sürecinde başkaları tarafından gözlem altına alınmaktan veya yargılanmaktan korkmasından dolayı ortaya çıkan yoğun anksiyete, korku, özbilinç ve utanç duygularına verilen isimdir. Sosyal fobinin yaşam boyu görülme oranı %2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencileri ile yapılan araştırmada öğrencilerin %24’ünde bu hastalığın olduğu saptanmıştır. Yine yapılan araştırmalarca saptanmıştır ki maddi durumu ve sosyal konumu yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi düşük olanlarda daha sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama da risk etmenleri arasındadır. Kalıtımdan daha çok çocuk yetiştirme tarzı, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi ve ebeveyn modeli önemlidir. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde gelecekte sosyal fobi gelişme riski daha yüksektir.

Sosyal fobinin başlaması ve devam etmesinde anne baba tutumları önemli rol oynamaktadır.

• Aşırı koruyucu

• Eleştirel

• Kıyaslayıcı

• Kontrolcü ebeveyn davranışları bireyin kendini yetersiz, değersiz ve güvensiz hissetmesine sebep olmaktadır.

Sosyal fobisi olan bireylerde tıpkı kaygı bozukluğunda olduğu gibi otonom sinir sisteminde tehdit algısı varmış gibi aşırı uyarılma yaşanmaktadır. Yapılan çeşitli araştırmalarda, tanıyı almış kişilerin aile öyküsü sorgulandığında bu problemin varlığı gözlemlenmiş olup genetik yatkınlığın da etkisi olabileceği görülmüştür.

• Sosyal

• Psikolojik

• Fizyolojik

• Çevresel birçok etmen sosyal fobinin oluşmasında etkin rol oynar.

Bu faktörlerin birbiriyle ilişkili ve etkileşim halinde olması nedeniyle sosyal fobinin sebebi olarak tek bir faktör belirlenememiştir. Anksiyete bozukluklarına neden olan risk faktörleri arasında nörobiyolojik faktörler, genetik ve çevresel faktörler, deneyimler yer almaktadır. Anksiyetebozukluklarında genelde kişilerde birden fazla türde anksiyetebozukluğu bir arada gelişir. Bu bozukluklar genellikle aynı sebeplere dayanır ancak farklı dışavurumlar gösterir. Anksiyete kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanmasa da genetik yatkınlık risk faktörleri arasındadır. Ancak kişilerin genetik yatkınlığa sahip olması mutlaka anksiyete bozukluğu geliştirecekleri anlamına gelmez. Bu bağlamda çevresel faktörlerin etkisi yadsınamaz boyuttadır. Anksiyetebozukluklarında, ailede bir bireyin herhangi bir anksiyetetemelli bozukluğa sahip olmasının ailedeki diğer bireylerde benzer bozuklukların gelişmesine etki etme oranının %30-67 arası olduğu tespit edilmiştir. Kişilerin gen yapılarındaki küçük değişikliklerin anksiyete bozukluğuna yatkınlığı arttırdığı bulunmuştur. Bu genlerin bir kısmı stres hormonu regülasyonuyla alakalıdır.Çevresel faktörlerin başında aile içi ilişkiler gelmektedir. Çocuklarıyla ilişkilerinde kontrolcü ve eleştirel ebeveynler, ilerleyen dönemlerdeki anksiyetegelişiminin sebepleri arasında gösterilmektedir. Ayrıca endişeli ebeveynler de bu davranış biçiminin çocuklarında da gelişmesine neden olabilmektedir.Buna ek olarak, çocuklukta yaşanan kronik stres anksiyetenin tetikleyicilerinden biridir. Ev içi çatışma ve uyumsuzluk, cinsel, fiziksel ya da duygusal istismar, erken yaşta ebeveyn kaybı ya da ebeveynlerle yaşanan erken ayrılık/terk edilme gibi durumlar da etkenler arasındadır.Kişilik özelliklerinden utangaçlık, çekingenlik ya da negatif duygu eğilimleri de anksiyete ihtimalini arttırabilir. Kronik stres ilerleyen yaşlarda da anksiyete gelişmesine yol açabilir. Kronik bir sağlık sorunu, ciddi bir hastalık geçirme, evde uzun süre bir hasta ile ilgilenme de aynı şekilde anksiyeteye sebep olabilir. Bazı sağlık sorunları da anksiyetebenzeri belirtilerin gösterilmesine neden olabilir. Bu sebeple, anksiyete şikâyeti olan kişilere altta yatan fiziksel bir sebebin olup olmadığına dair tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Tiroid hastalıkları, menopoz, kalp hastalığı, diyabet gibi hastalıklar anksiyete semptomları gösterebilmektedir. Uyku sorunları da kaygı bozukluğuna yol açabilir. Bu gibi durumlarda fiziksel rahatsızlıklar giderilmezse anksiyete ve fiziksel rahatsızlık birbirini tetikler hale gelebilir ve içinden çıkılması güç bir durum oluşabilir.

Bazı faktörler anksiyete bozukluğu yaşama riskinizi artırabilir:

• Çocukluk döneminde, cinsel istismar ya da ihmal yaşanması anksiyete riskini oldukça artırmaktadır.

• Travmatik olaylara maruz kalan bireylerin anksiyete bozukluğu yaşama oranı oldukça fazladır.

• Depresyonda olmak, anksiyete riskinizi artırır.

• Kendi sağlığınız ya da çevrenizdeki kişileri sağlığından duyulan endişe ve stres hali anksiyete bozukluklarını artırabilir.

• Madde bağımlılığı anksiyete riskini artırır. 

• Çocuklukta yabancılardan çekinen, kendini geri çeken, iletişim kurmayan kişilerde risk fazladır.

• Özgüven eksikliği, alay konusu olma gibi olumsuz düşünceler, algılar anksiyete bozukluğuna sebep olabilir.

• Belirli kişilik tiplerindeki kişiler anksiyete bozukluklarına yatkındır. 

Yaygın anksiyete bozukluğu, ilaç tedavisi, psikoterapi, gevşeme terapisi gibi pek çok farklı yöntem ile tedavi edilebilmektedir. Bu rahatsızlığın tedavisinde en sık kullanılan yöntem ise psikoterapidir. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde en etkili yöntemlerden biridir. Bilişsel davranışçı terapi, kaygı duygusuyla başa çıkmayı ve bu duyguları olumlu duygular ile değiştirmeyi, kaygı duymaya sebep olan durumlar ile başa çıkmaya hedeflemektedir.

Psikoterapiye ek olarak kullanılan yöntem ise ilaç tedavidir. Sıklıkla antidepresan ve antisitolitik ilaçların kullanıldığı bu tedavi yönteminde kaygı ve korku hissinin azalması ve daha dingin bir ruh haline ulaşılması hedeflenmektedir. Yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yapma gibi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan bir diğer yöntem ise gevşeme terapisidir. Bu terapi yöntemi kaygı ve korku duygularının azaltılması ve daha huzurlu bir duygu durumuna sahip olmak içine etkili bir yoldur. Bu terapiyöntemine ek olarak meditasyon ve yoga gibi uğraşlardayaygın kaygı bozukluğunun etkilerinin azaltılması için yararlıdır.

 

 

 

Sosyal Fobi ve Anksiyete Bozukluğu

  Aynı zamanda sosyal fobi olarak da adlandırılan sosyal anksiyete bozukluğu bireyin günlük normal etkileşimler sürecinde başkaları tarafından gözlem altına alınmaktan veya yargılanmaktan korkmasından dolayı ortaya çıkan yoğun anksiyete, korku, özbilinç ve utanç duygularına verilen isimdir. Sosyal fobinin yaşam boyu görülme oranı %2-13 arasındadır. En sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Türkiye’de üniversite öğrencileri ile yapılan araştırmada öğrencilerin %24’ünde bu hastalığın olduğu saptanmıştır. Yine yapılan araştırmalarca saptanmıştır ki maddi durumu ve sosyal konumu yetersiz, hiç evlenmemiş, işsiz ve eğitim düzeyi düşük olanlarda daha sık görülmekle birlikte, hastalığın erken dönemlerinde toplum içine yeterince çıkmama da risk etmenleri arasındadır. Kalıtımdan daha çok çocuk yetiştirme tarzı, ailenin başkalarıyla yeterince görüşmemesi ve ebeveyn modeli önemlidir. Çocukluk çağından itibaren aşırı çekingen olan kişilerde gelecekte sosyal fobi gelişme riski daha yüksektir.

Sosyal fobinin başlaması ve devam etmesinde anne baba tutumları önemli rol oynamaktadır.

• Aşırı koruyucu

• Eleştirel

• Kıyaslayıcı

• Kontrolcü ebeveyn davranışları bireyin kendini yetersiz, değersiz ve güvensiz hissetmesine sebep olmaktadır.

Sosyal fobisi olan bireylerde tıpkı kaygı bozukluğunda olduğu gibi otonom sinir sisteminde tehdit algısı varmış gibi aşırı uyarılma yaşanmaktadır. Yapılan çeşitli araştırmalarda, tanıyı almış kişilerin aile öyküsü sorgulandığında bu problemin varlığı gözlemlenmiş olup genetik yatkınlığın da etkisi olabileceği görülmüştür.

• Sosyal

• Psikolojik

• Fizyolojik

• Çevresel birçok etmen sosyal fobinin oluşmasında etkin rol oynar.

Bu faktörlerin birbiriyle ilişkili ve etkileşim halinde olması nedeniyle sosyal fobinin sebebi olarak tek bir faktör belirlenememiştir. Anksiyete bozukluklarına neden olan risk faktörleri arasında nörobiyolojik faktörler, genetik ve çevresel faktörler, deneyimler yer almaktadır. Anksiyetebozukluklarında genelde kişilerde birden fazla türde anksiyetebozukluğu bir arada gelişir. Bu bozukluklar genellikle aynı sebeplere dayanır ancak farklı dışavurumlar gösterir. Anksiyete kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanmasa da genetik yatkınlık risk faktörleri arasındadır. Ancak kişilerin genetik yatkınlığa sahip olması mutlaka anksiyete bozukluğu geliştirecekleri anlamına gelmez. Bu bağlamda çevresel faktörlerin etkisi yadsınamaz boyuttadır. Anksiyetebozukluklarında, ailede bir bireyin herhangi bir anksiyetetemelli bozukluğa sahip olmasının ailedeki diğer bireylerde benzer bozuklukların gelişmesine etki etme oranının %30-67 arası olduğu tespit edilmiştir. Kişilerin gen yapılarındaki küçük değişikliklerin anksiyete bozukluğuna yatkınlığı arttırdığı bulunmuştur. Bu genlerin bir kısmı stres hormonu regülasyonuyla alakalıdır.Çevresel faktörlerin başında aile içi ilişkiler gelmektedir. Çocuklarıyla ilişkilerinde kontrolcü ve eleştirel ebeveynler, ilerleyen dönemlerdeki anksiyetegelişiminin sebepleri arasında gösterilmektedir. Ayrıca endişeli ebeveynler de bu davranış biçiminin çocuklarında da gelişmesine neden olabilmektedir.Buna ek olarak, çocuklukta yaşanan kronik stres anksiyetenin tetikleyicilerinden biridir. Ev içi çatışma ve uyumsuzluk, cinsel, fiziksel ya da duygusal istismar, erken yaşta ebeveyn kaybı ya da ebeveynlerle yaşanan erken ayrılık/terk edilme gibi durumlar da etkenler arasındadır.Kişilik özelliklerinden utangaçlık, çekingenlik ya da negatif duygu eğilimleri de anksiyete ihtimalini arttırabilir. Kronik stres ilerleyen yaşlarda da anksiyete gelişmesine yol açabilir. Kronik bir sağlık sorunu, ciddi bir hastalık geçirme, evde uzun süre bir hasta ile ilgilenme de aynı şekilde anksiyeteye sebep olabilir. Bazı sağlık sorunları da anksiyetebenzeri belirtilerin gösterilmesine neden olabilir. Bu sebeple, anksiyete şikâyeti olan kişilere altta yatan fiziksel bir sebebin olup olmadığına dair tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Tiroid hastalıkları, menopoz, kalp hastalığı, diyabet gibi hastalıklar anksiyete semptomları gösterebilmektedir. Uyku sorunları da kaygı bozukluğuna yol açabilir. Bu gibi durumlarda fiziksel rahatsızlıklar giderilmezse anksiyete ve fiziksel rahatsızlık birbirini tetikler hale gelebilir ve içinden çıkılması güç bir durum oluşabilir.

Bazı faktörler anksiyete bozukluğu yaşama riskinizi artırabilir:

• Çocukluk döneminde, cinsel istismar ya da ihmal yaşanması anksiyete riskini oldukça artırmaktadır.

• Travmatik olaylara maruz kalan bireylerin anksiyete bozukluğu yaşama oranı oldukça fazladır.

• Depresyonda olmak, anksiyete riskinizi artırır.

• Kendi sağlığınız ya da çevrenizdeki kişileri sağlığından duyulan endişe ve stres hali anksiyete bozukluklarını artırabilir.

• Madde bağımlılığı anksiyete riskini artırır. 

• Çocuklukta yabancılardan çekinen, kendini geri çeken, iletişim kurmayan kişilerde risk fazladır.

• Özgüven eksikliği, alay konusu olma gibi olumsuz düşünceler, algılar anksiyete bozukluğuna sebep olabilir.

• Belirli kişilik tiplerindeki kişiler anksiyete bozukluklarına yatkındır. 

Yaygın anksiyete bozukluğu, ilaç tedavisi, psikoterapi, gevşeme terapisi gibi pek çok farklı yöntem ile tedavi edilebilmektedir. Bu rahatsızlığın tedavisinde en sık kullanılan yöntem ise psikoterapidir. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde en etkili yöntemlerden biridir. Bilişsel davranışçı terapi, kaygı duygusuyla başa çıkmayı ve bu duyguları olumlu duygular ile değiştirmeyi, kaygı duymaya sebep olan durumlar ile başa çıkmaya hedeflemektedir.

Psikoterapiye ek olarak kullanılan yöntem ise ilaç tedavidir. Sıklıkla antidepresan ve antisitolitik ilaçların kullanıldığı bu tedavi yönteminde kaygı ve korku hissinin azalması ve daha dingin bir ruh haline ulaşılması hedeflenmektedir. Yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yapma gibi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Yaygın kaygı bozukluğu tedavisinde kullanılan bir diğer yöntem ise gevşeme terapisidir. Bu terapi yöntemi kaygı ve korku duygularının azaltılması ve daha huzurlu bir duygu durumuna sahip olmak içine etkili bir yoldur. Bu terapiyöntemine ek olarak meditasyon ve yoga gibi uğraşlardayaygın kaygı bozukluğunun etkilerinin azaltılması için yararlıdır.